Frida: Acı ve Yalnızlığın Resmi
Frida Kahlo, resimleri, görüşleri, kimi zaman rengarenk çiçeklerden taç örgüleri ile tanınan fakat yaşamı boyunca tanınmaktan çok anlaşılmayı isteyen, acıları ve yalnızlıklarını sanata dönüştürebilen, belki de içindeki haykırışları duyurmak için sanatına ihtiyaç duyan, (herkesin bildiği şekliyle) ressam, kadın, insan.
Frida’ya ilk acı 1913
yılında daha 6 yaşındayken vurmuştu. 6 yaşında bir gün çocuk felci geçirmiş ve
hayatının zorluklarıyla bu dönemde tanışmıştı. 9 ay yatarak tedavi gördükten
sonra ayağa kalmış fakat yaşamına normal devam edememişti. Sağ ayağı diğer
ayağından kısa ve inceydi. Babası o dönemde çok büyük destek olmuştur. Dönemin
kız çocuklarından ayrı olarak Frida’nın gelişimi için atletik sporlara
yöneltmişti. Belki de Frida’nın hayata gözü kara bakışının temelleri bu dönemde
atılmıştır. 1910 yılında başlayan ve 10 yıl devam eden Meksika iç savaşı
Frida’nın çocukluk dönemine denk gelmişti. İç savaşın sonunda ailesi ekonomik
zorlukların içerisine girmişti ve ailesine destek olmak için çalışmaya
başlamıştı. Çizim yapmayı bu dönemde öğrenen Frida tıp okumak istiyordu ve başarılı
bir öğrenci olarak iyi bir liseye başladı.
Neredeyse
tüm çocukluğunu acı içinde geçirmişti. Yavaş yavaş hayatını düzene koymuşken
tekrar ve hatta daha kötü bir biçimde kendini bir kazanın içerisinde bulmuştu. Bir
gün okuldan eve dönen Frida otobüse bindi ve o kaza gerçekleşti. Otobüs tramvayla
çarpıştı ve tramvay otobüsü duvara sıkıştırdı. Yolcuların çoğu hayatını
kaybetti. Demir çubuk Frida’nın sağ ayağından girip rahminden geçerek leğen
kemiğinden çıkmıştı. Ameliyattan sonra öleceğini düşünen doktorlar onun bu
güçlü duruşu karşısında şaşkın kalmışlardı.
Aylarca hastanede, evinde ve yatağında alçılar
içinde kalan Frida yaşamının anlamı için bir umut arıyordu. Okula artık
gidemezdi, kendini eğitmeliydi. Ve Frida işte böyle çizmeye başladı. Bütün dünyası
odası olmuş yatağında annesinin özel yaptırdığı şövalyesiyle çizimler
yapıyordu. Çalışmalarının ana temasını acıları ve yaşanmışlıkları
oluşturmuştur. Başta yatağının üstündeki tavana asılmış olan ayna ile sadece kendisini
gördüğü için, sürekli kendi oto portrelerini yapmaya başlayan ve ünlü
ressamların kitaplarını okuyan Frida zamanla kendi stilini oluşturmuştu.
Kendisinin de dediği gibi “Yalnızdı. Kendinden daha iyi kimseyi
tanımıyordu.”. Yatağa hapsolduğu, ağrıların ve acılar ile geçen ıstıraplı,
yalnız günlerinde, resmederek hayata bağlanmaya çalışıyordu. Sanat tarihçileri
onu büyülü gerçekçilik akımının içinde değerlendirse de kendisini hiçbir zaman
bir kalıba ait görmedi. Onun stili diğerlerinden farklıydı.
Diego ile ayrı
evlerde yaşamak şartıyla tekrar evlendikten sonra ‘Mavi Ev’ dediği evine döndü.
Bir sanat okulunda 10 yıl boyunca ders vermiş, ağrılarına rağmen sanatı hiçbir
zaman bırakmamıştır. Tüm bu yaşadıklarından sonra Frida’nın gerek ruhsal
gerekse ara ara nükseden fiziksel acıları artarak devam etmiş, yaklaşık 28
protez kullanmıştır.
13 Temmuz 1954’te hayata veda etti. En son çizdiği tablo ise “Yaşasın Hayat” isimli natürmorttur. Tablonun ismine baktığımızda pek de şaşırmıyoruz. Bazı insanlar sanat ile duygularını aktarır, varlığını ifade etmeye çalışır. Ortaya koydukları ile Frida sanatı ile var oldu. En büyük biyografisi çalışmalarıdır. Yaşadıklarıyla, acıları ve yalnızlıkları ile ne kadar ağır bir yaşam geçirmiş, umutsuzluk kuyusundan çoğu zaman çıkamamış olsa da yaşadıklarına karşı güçlü duruşu, hayata bakışı ve görüşleri ile kimilerine örnek olmuş ve olmaya da devam etmektedir.
Kaynakça:
Frida
ve Diego Rivera, 1931, Tuval üzerine yağlı boya, 100 x 78.7 cm, Museum of
Modern Art, San Francisco, ABD.
Frida Kahlo.
(2021, 15 Şubat). Vikipedi. 28 Şubat 2021 tarihinde
https://tr.wikipedia.org/wiki/Frida_Kahlo adresinden erişildi.
Kahlo. F.
(1931). Frieda
and Diego Rivera. Museum of Modern Art, San Francisco,
ABD.
Kahlo.
F. (1954). Viva la Vida, Watermelons. Museo Frida Kahlo, Mexico City, Mexico.
Yorumlar
Yorum Gönder